AB üyeliği önceliğimiz değil ifadesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna verdiği röportajda net biçimde yer aldı. Avrupa’nın 53 yıldır arasına almadığı gibi bundan sonraki süreçte de almayı düşünmediğini belirten Erdoğan alırlarsa ne ala almazlarsa ne ala diyerek yaklaşımı özetledi. Üye yapılmama durumunda kaybedenin bu taraf değil Avrupa Birliği olacağını savundu. Bu makalede Cumhurbaşkanının Avrupa Birliği yaklaşımındaki değişim adaylık sürecinin uzun tarihi ve mevcut durum yeni savunma işbirliklerinin gündeme gelişi ve bölgesel çatışmalara yönelik tutum sırasıyla incelenecek.

Cumhurbaşkanının Avrupa Birliği yaklaşımındaki değişim
Erdoğan röportajında Avrupa Birliği üyeliğinin artık hükümet için bir öncelik olmadığını açıkça ifade etti. Biz yine Avrupa Birliğine katılmayı düşünüyoruz dedi. Alırlarsa ne ala almazlarsa ne ala cümlesiyle süreci karşılıklı iradeye bağladı. Avrupa’nın 53 yıldır bu ülkeyi arasına almadığı gibi bundan sonraki süreçte de almayı düşünmediğini vurguladı. Üye yapılmama halinde kaybedenin bu taraf değil Avrupa Birliği olacağını savundu. Bu açıklama uzun yıllardır devam eden adaylık sürecine dair net bir öncelik sıralaması ortaya koydu.
Açıklama AKP’nin 25’inci kuruluş yıl dönümü çerçevesinde yapılan söyleşide geldi. Erdoğan’ın sözleri dış politika yöneliminde alternatif arayışların güçlendiğini gösteriyor. Avrupa Birliği’nin tutumunun değişmediği varsayımı üzerinden hareket edildi. Bu yaklaşım müzakere sürecinin dondurulmuş olmasından kaynaklanan bir değerlendirme içeriyor. Önceliğin başka alanlara kayması diplomatik enerjiyi farklı kanallara yönlendiriyor. AB üyeliği önceliğimiz değil ifadesi bu kaymanın açık ifadesi olarak öne çıkıyor.
Yeni öncelik sıralaması ekonomik ve siyasi ilişkilerin yeniden tarif edilmesini de beraberinde getiriyor. Avrupa Birliği ile ilişkilerin tamamen kesilmesi değil öncelik sırasının değişmesi söz konusu. Erdoğan’ın ifadeleri süreci bir tercih meselesi olarak çerçeveliyor. Bu çerçeve hem iç kamuoyuna hem de dış muhataplara mesaj taşıyor. Diplomatik dilde karşılıklılık vurgusu güçleniyor. Öncelik değişikliği alternatif ortaklıkların hız kazanmasına zemin hazırlıyor.

Adaylık sürecinin uzun tarihi ve mevcut durum
Bu ülke 1999 yılından bu yana Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsünde bulunuyor. Katılım müzakereleri 2005 yılında başladı. Demokrasi hukuk devleti ve temel haklar alanlarında yaşanan gerileme gerekçesiyle süreç tamamen dondurulmuş durumda. Erdoğan’ın açıklaması bu dondurulmuş sürecin artık öncelik taşımadığını ortaya koyuyor. 53 yıllık süreç Avrupa’nın tutumunun değişmediği yönünde bir yorumla değerlendiriliyor. Adaylık statüsü devam etmesine rağmen müzakerelerin ilerlemesi mümkün görünmüyor.
Süreçteki duraksama her iki tarafın da iradesine bağlı olarak yorumlanıyor. Erdoğan alırlarsa ne ala almazlarsa ne ala diyerek topu karşı tarafa atıyor. Kaybedenin Avrupa Birliği olacağı iddiası ekonomik ve stratejik katkıların karşılıksız kaldığına işaret ediyor. Dondurulmuş müzakereler diplomatik gündemin arka planına itiliyor. Bu durum alternatif arayışların hızlanmasına yol açıyor. AB üyeliği önceliğimiz değil yaklaşımı sürecin fiilen rafa kalktığını teyit ediyor.
Adaylık statüsünün korunması ile önceliğin değişmesi arasında bir denge kuruluyor. Müzakerelerin yeniden canlanması için karşı taraftan irade bekleniyor. Mevcut durumda sürecin ilerlemesi için gerekli koşulların oluşmadığı değerlendiriliyor. Bu değerlendirme dış politika kaynaklarının farklı alanlara kaydırılmasını meşrulaştırıyor. Uzun adaylık süreci yorgunluk yaratmış görünüyor. Yeni yönelimler bu yorgunluğun ürünü olarak şekilleniyor.
Erdoğan Türkiye Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na dair de konuştu. İttifak üyelerinin birbirlerini savunmasını öngören düzenlemeyi NATO’nun 5’inci maddesine benzetti. Herhangi bir sıkıntı yaşanması halinde üç ülkenin gerekli adımı beraber atma şansına sahip olacağını belirtti. Her türlü saldırıya karşı bu üç ülkenin birbirini savunma şansına sahip olduğunu vurguladı. İttifakın kapısının yeni üyelere açık olduğunu söyledi. Mısır’ın da arzu etmesi halinde anlaşmaya dahil edilebileceğini ifade etti.
Üç ülkenin liderleri 7 Ağustos’ta Mekke’de ortak anlaşmaya imza atmıştı. Bu ortaklığın caydırıcılık hedeflediği değerlendiriliyor. Mevcut ABD yönetimine duyulan güvensizliğin bir göstergesi olarak da yorumlanıyor. Washington’un yarattığı boşluğu doldurma amacı taşıdığı düşünülüyor. ABD Başkanı Donald Trump ittifak için Ortadoğu’nun nasıl bir araya geldiğini ve ülkelerin kendilerini daha anlamlı şekilde savunabileceklerini gösterdi yorumunu yaptı. AB üyeliği önceliğimiz değil yaklaşımı bu tür alternatif ittifakları güçlendiriyor.
Yeni savunma işbirlikleri güvenlik alanında bağımsızlık arayışını yansıtıyor. NATO benzeri bir mekanizmanın kurulması bölgesel dengeleri etkiliyor. Kapının yeni üyelere açık tutulması genişleme potansiyeli taşıyor. Mısır’ın potansiyel ilk genişleme adayı olarak gösterilmesi dikkat çekiyor. Bu tür anlaşmalar diplomatik ağırlığı artırıyor. Güvenlik işbirlikleri ekonomik ve siyasi ilişkileri de destekliyor.
Bölgesel çatışmalara yönelik tutum
Erdoğan Hamas hakkında müspet ifadeler kullandı. Hamas’ın Gazze’deki ateşkesi ilerletmek için samimi iş birliği sergilediğini ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini belirtti. İsrail’in saldırılarını sürdürmesine tepki gösterdi. İsrail’in tavrından ABD Başkanı Donald Trump’ın da rahatsız olduğunu savundu. Hamas elinden gelen tüm samimi dayanışmayı ortaya koydu ama İsrail’den böyle olumlu bir yaklaşım söz konusu değil dedi. İsrail’in hâlâ saldırgan tutumlarıyla Lübnan’a ve Gazze’ye saldırmaya devam ettiğini ifade etti.
İsrailli bazı siyasetçiler ile gazetelerin bu ülkeye yönelik saldırgan tutumu sorulduğunda Erdoğan net konuştu. Bu ülkeye saldıracak olanlar olursa bu savaştan da çekinmez kaçmaz bunu da çok açık ve net bir şekilde söylüyorum dedi. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Gazze’de savaşı bitirmeye yönelik Trump planını onaylamadığı hatırlatıldı. Trump’ın Temmuz sonunda Hamas’ın silah bırakmayı kabul ettiğini duyurduğu plan Netanyahu tarafından kabul edilmemişti. F-35 savaş uçağı konusunda da Trump’ın verdiği sözü yerine getirmesini beklediklerini belirtti.
Bölgesel tutum güvenlik ve diplomasiyi iç içe geçiriyor. Ateşkes sürecine dair değerlendirmeler net bir taraf tutma içeriyor. Saldırı tehditlerine karşı kararlılık mesajı veriliyor. F-35 konusu uzun süredir devam eden bir talep olarak yeniden dile getiriliyor. AB üyeliği önceliğimiz değil yaklaşımı bölgesel politikalarda daha bağımsız hareket alanını genişletiyor. Alternatif ittifaklar ve net tutumlar dış politikanın yeni eksenini oluşturuyor. Bu eksen uzun vadeli stratejik tercihleri yansıtıyor.
